top of page

Empati Yanılgısı: Nörobilim Ne Söylüyor?

  • Yazarın fotoğrafı: Bahar Önderol
    Bahar Önderol
  • 18 May
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 20 May

Empatinin en basit tarifi başkalarının duygusunu anlamak. Peki, nasıl anlıyoruz duyguları? Birçoğumuz bu soruya, “Yüzden, beden dilinden duyguları okuyarak” diye yanıt verebilir. Hadi, gelin küçük bir test yapalım. Aşağıdaki fotoğrafıma baktığınızda ne görüyorsunuz?



Kaşlarımın çatılmış olduğunu gördünüz. Biraz gergin, belki sinirli, hatta kızgın ya da öfkeli olduğumu mu düşündünüz?

Şimdi ise fotoğrafın orijinal (kırpılmamış) haline bir bakın.


Yönetici ve Liderlik Koçu Ayşen Bahar Önderol bir İK etkinliğinde dikkatle dinlerken
Yönetici ve Liderlik Koçu Ayşen Bahar Önderol bir İK etkinliğinde dikkatle dinlerken

Şimdi ne düşünüyorsunuz? Artık kızgın olduğumdan o kadar da emin değil misiniz? Bu fotoğraf çekildiğinde bir İK etkinliğindeydim; karşımdaki kişiyle derin bir sohbet içindeydik. Kaşlarımı çatmam ise o anki odaklanmamın, merak duygusuyla ve dikkatle dinlediğimin bir ifadesi. Yüz aynı yüz; ancak bağlam (içinde bulunulan durum ve çevre) değiştiğinde, anlam, yani size ifade ettiği duygu da değişti.

 

Bağlamı bilseniz bile, başkalarının duygularını yüz ve beden dilinden anlamak yine de kolay değildir. Diyelim ki önemli bir toplantıdasınız ve masanın diğer ucundaki çalışma arkadaşınızın derin bir iç çekerek dizüstü bilgisayarının kapağını sertçe kapattığını görüyorsunuz. Siz onun konuşulan karara öfkelendiğini ve tepki gösterdiğini düşünürken, yanınızdaki diğer arkadaşınız onun projeden umudunu kestiğini ve moralsiz olduğunu düşünüyor. Oysa o sadece şarjı bittiği için bilgisayarını kapatmış ve sabahtan beri süren toplantıların yorgunluğu nedeniyle derin bir nefes almıştır. Her ikiniz de kendi zihninizdeki şablonlara göre onun fiziksel hareketini farklı bir duygu olarak tahmin ettiniz.


Empati Yanılgısı 1: Başkalarının duygularını yüzlerinden okuyabiliriz

Başkalarının duygularına yönelik tahminlerimizin isabeti elbette kişiyle olan yakınlığımıza ve onu ne kadar uzun süredir tanıdığımıza bağlı olarak iyileşebilir. Eşinizin, çocuğunuzun veya en yakın dostlarınızın duygularını daha yüksek bir isabetle tahmin edebilirsiniz, ancak yine de onların iç dünyasını kesin bir doğrulukla okuyamazsınız; yaptığınız şey nihayetinde güçlü bir tahmindir.

 

Yıllarca bize duyguları yüzlerden okuyabileceğimizi öğrettiler. Ailemizde, okullarımızda, filmlerde ve hatta her gün kullandığımız emojilerde duyguların evrensel yüz ifadeleriyle okunabileceği bilgisi zihnimize kazınmıştır. Klasik görüşe göre, her duygu yüzde belirli bir hareket örüntüsü ortaya çıkartır. Sanki yüzümüzde, tıpkı klavyedeki harfler gibi basıldığında tek bir anlama gelen sabit tuşlar varmış gibi. Mutlu olduğunuzda gülümsemeniz, kızgın olduğunuzda ise kaşlarınızı çatmanız beklenir. Bu hareketlerin ilgili duyguların parmak izinin bir parçası olduğu söylenir. Ancak gerçek şu ki, bir asırlık çabadan sonra bile bilimsel araştırmalar tek bir duygu için dahi tutarlı, fiziksel bir parmak izi ortaya koyamadı. Bilim insanları bir kişinin yüzüne elektrotlar bağlayıp bir duygu deneyimi sırasında yüz kaslarının nasıl hareket ettiğini ölçtüklerinde, tekdüzelik değil, muazzam bir çeşitlilik buldular. Günümüzün en önemli nörobilimcilerinden olan Dr. Lisa Feldman Barrett, How Emotions Are Made kitabında, yüzlere bakarak sanki herkesin bildiği ortak bir dili okuyormuşuz gibi kesin bir duygu çevirisi yapamayacağımızı açıkça ortaya koyuyor.

Aynı yüz (mimik) farklı duyguları ifade edebilir.

Kaş çatmak elbette öfkenin bir ifadesidir, ancak sadece öfkeye özgü değildir. İçinde bulunduğunuz duruma bağlı olarak anlamı oldukça değişkendir. Tıpkı fotoğraftaki halim gibi bir şeye ilgi ve merak duygusuyla odaklanmaya çalışırken, bir ağırlık kaldırma sırasında zorlanırken veya güneşe bakarken parlak ışığın rahatsız etmesi nedeniyle de kaşımızı çatabiliriz. Yani, aynı yüz (mimik) farklı duyguları ifade edebilir.

Farklı yüzler de aynı duyguyu ifade edebilir.

Yüz okumadaki diğer bir zorluk ise aynı duygunun birçok yüzü olabilmesidir. Mutlu olduğumuzda kahkaha atarız, bazen mutluluktan ağlarız, bazen de sadece sessizce gülümseriz. Gerçekten o anki duruma göre değişir. İstatistikler de bunu çarpıcı biçimde destekliyor. Örneğin, insanlar öfkelendiklerinde zamanın sadece %35’inde kaşlarını çatıyorlar, geri kalan %65’lik dilimde yüzlerini bambaşka şekillerde hareket ettiriyorlar.

 

Kendi duygusal deneyimlerinizi düşünün. Korku gibi bir duygu yaşadığınızda, yüzünüzü ve bedeninizi çeşitli şekillerde hareket ettirebilirsiniz. Bir korku filmindeki dehşet verici bir sahnede gözlerinizi sımsıkı kapatıp ellerinizi yumruk yapabilir veya yüzünüzü ellerinizle örtebilirsiniz. Sokakta bir tehlikeyle karşılaştığınızda ise tehlikeyi daha iyi seçebilmek için gözlerinizi kocaman açabilir veya donup kalabilirsiniz. Yani, farklı yüzler de aynı duyguyu ifade edebilir.

 

Başkalarının duygularını sezgisel (heuristic) olarak bildiğimizi düşünürüz. Ancak bu "sezgiler", aslında bize öğretilen ve duyguların evrensel olduğunu iddia eden klasik duygu teorisinin kurallarına ve kendi geçmiş deneyimlerimize dayanan tahminlerdir. Bu sezgisel olarak bilme hali ne kadar gerçek ve emin hissettirse de, başkalarının iç dünyasını okuyabildiğimizi kanıtlamaz; tıpkı Güneş’in hareketini izleme deneyimimizin Güneş’in Dünya etrafında döndüğü anlamına gelmemesi gibi.


Empati Yanılgısı 2: Ayna nöronlar empatinin kaynağıdır

1990'larda ilk olarak makak maymunlarının beyinlerinde keşfedilen ayna nöronlar, liderlik ve duygusal zeka eğitimlerinde empatiyi açıklamak için yıllarca sihirli bir hap gibi kullanıldı. İddia şuydu: "Karşımızdaki acı çektiğinde veya gülümsediğinde beynimizdeki ayna nöronlar ateşlenir, onun durumunu aynalar ve biz de onun ne hissettiğini doğrudan deneyimleyerek (empatik olarak) anlarız."

 

Modern nörobilim, ayna nöronların duygu okuyan veya empati kuran mistik hücreler olmadığını kanıtladı. Onlar aslında motor eylem (hareket) hücreleridir. Biri masadaki kahve fincanına uzandığında, beyniniz o fincana nasıl uzanılacağını "motor hareket" olarak simüle eder. Ancak ayna nöronlar, o kişinin fincanı su içmek için mi, sinirle yere fırlatmak için mi yoksa birine ikram etmek için mi aldığını (yani niyetini ve duygusunu) söyleyemez.

 

Ayna nöronlar bir kişinin yüz kaslarının nasıl hareket ettiğini (örneğin kaşlarının çatıldığını) algılayabilir ve taklit edebilir; ancak o kaş çatmasının nedenini, hangi duygudan kaynaklandığını çözemez. Bir eylemin arkasındaki niyeti ve duyguyu anlamak için beynin sadece o kas hareketini kopyalaması yetmez; geçmiş deneyimlerinizi ve o anki bağlamı kullanarak aktif bir tahminde (prediction) bulunması gerekir. Kısacası, ayna nöronlar zihin okumaz, sadece beyninizin tahmin sürecine fiziksel bir girdi sağlar.

 

Empati Yanılgısı 3: Kendini karşındakinin yerine koyarak onun ne hissettiğini anla ve duygusunu ifade et

Empati kurmak için kendimizi karşımızdakinin yerine koymamız gerektiği söylenir. Böylece, onun hissettiğini anlayabileceğimiz iddia edilir.  Ancak, kendimizi karşımızdakinin yerine koyduğumuzda, durumu genellikle kendi bakış açımızı oluşturan deneyimlerimiz ve zihinsel şablonlarımız üzerinden değerlendiririz ve hislerimiz empati kurduğumuz kişiden farklı olabilir.

 

Örneğin, bir arkadaşınız buluşmanıza geç kalan diğer arkadaşınıza çok sinirlenmiş olabilir, siz ise tamamen nötr hissedebilirsiniz ve içinizden “Bunda sinirlenecek bir şey yok, pireyi deve yapıyor” diye düşünebilirsiniz. Empati yapabilmek için öncelikle duyguların kişiye özel olduğunu ve aynı durum/davranışın farklı kişilerde farklı duygular oluşturabileceğini kabul etmemiz gerekir.

 

Empati iletişimde çok önemlidir; empati kurduğunuzda karşınızdaki kişi anlaşıldığını hisseder ve bu onunla bağ kurmanızı sağlar. Kişinin anlaşıldığını hissetmesi için sizin onun duygusunu anlamanız yeterli değildir, bunu ifade etmeniz de gerekir. Ancak, karşınızdakine "Şu an öfkelisin" veya "Buna sinir olduğunu biliyorum" gibi ifadeler, diğer kişiyi savunmaya geçirip, direnç göstermesine veya içine kapanmasına yol açabilir. İşte bu yüzden, "Şu an kızgınmışsın gibi geliyor bana?" veya "Bir süredir keyifsiz olduğunu görüyorum, her şey yolunda mı?" ifadelerinde olduğu gibi "Algı Dilini" kullanmak karşı tarafı anlamanın ve gerçek bir empati kurmanın en güvenli ve saygılı yoludur.


Gerçek empati, karşınızdakinin duygusunu okumaktan ya da kendinizi onun yerine koymaktan ziyade, onun deneyimini umursamak, ne hissettiğini merak etmek ve yargılamadan dinleyerek, onun duygularını ifade etmesi için güvenli bir alan açmaktır.

Gelecek Yazıda Bizi Ne Bekliyor?

Duyguların parmak izleri sadece yüzümüzde değil, beynin derinliklerinde de aranmış, ama bulunamamıştır. Klasik yaklaşım, beynimizin içinde hayvani içgüdülerden sorumlu bir 'sürüngen ve duygusal beyin' ve onu kontrol etmeye çalışan rasyonel bir beyin olduğuna bizi inandırdı. Aslında nörobilimsel araştırmalar açıkça gösteriyor ki içimizde rasyonel düşünceyle savaşan bir duygusal beyin yok.

 

Bir sonraki yazımda, beynimizin gerçekte nasıl çalıştığını ve duyguları nasıl oluşturduğunu araştırmaya başlayacağız. Neden bunu yapıyoruz? Çünkü bir şeyin nasıl çalıştığını doğru anlarsak onu yönetebiliriz.


Kaynaklar:

·         Barrett, L. F. (2017). How Emotions Are Made: The Secret Life of the Brain. Houghton Mifflin Harcourt.

·         LeDoux, J. E. (2015). Anxious: Using the Brain to Understand and Treat Fear and Anxiety. Penguin Books.

·         Pessoa, L. (2013). The Cognitive-Emotional Brain: From Interactions to Integration. MIT Press.

bottom of page