Neden Çalışıyoruz?


Neden çalışıyoruz? “Kariyerimi Tasarlıyorum” grup koçluğu atölyesine bu soruyla başlıyorum. Genelde verilen yanıtlar şunlar oluyor:

  • Yaşam ihtiyaçlarımızın karşılanmasını sağlayacak olan parayı kazanmak,

  • saygınlık kazanmak, statü edinmek,

  • aidiyet hissetmek,

  • kabul edildiğimiz ve sevildiğimiz bir arkadaş çevresi edinmek.

Bunlar gibi çalışmamızın sonucunda elde ettiğimiz dışsal ödüller, ilgili ihtiyaçlarımızın karşılanmasına yönelik bir memnuniyet hissi yaratıyorlar ancak bu geçici oluyor. Elde ettikten bir süre sonra daha iyi bir maaş alma veya bir üst pozisyona geçme ihtiyacını hissetmeye başlıyoruz. Çünkü, Akademisyen ve Psikolog Abraham Maslow’a göre, bu tür ihtiyaçların karşılanması için eksiklik güdülerine sahibiz. Bu güdüler, kariyerde ilerlememize ve başarılı olmamıza yol açabilirler ama tatmin edici bir kariyer sahibi olmamızı sağlayamazlar.


Tatmin edici bir kariyer için öncelikle yaptığımız işe karşı sevgi duymaya ihtiyacımız var. Sevgi ile içimizdeki yeteneklerden, becerilerden, bilgilerden oluşan gizil güçlerimiz arasında doğrudan bir ilişki vardır. Eğer yaptığımız işe karşı, görev aşkı denilen derin bir sevgi hissediyorsak, artık işin kendisi bizim için ödül olur. Yani o işi yapmanın sonunda elde edeceğimiz ödüller olmasa bile, işin kendisinden zevk aldığımız için çalışma arzusu hissederiz. O işi yapmaya karşı içsel eğilimlerimizden (Maslow buna gelişim güdüleri diyor) kaynaklı bir mecburiyet hissederiz. İş artık bizim için “keyifli bir uğraş” halini alır. Vincent Van Gogh’un, eserleri hiç satılmasa da yaşamı boyunca resim yapmaya devam etmesi gibi. Bu tür çalışma haline “akış halinde çalışma” deniyor. Bizi bir ölçüde zamandan ve mekandan kopartan bu akış halinde çalışma halinde, “başarma hissi”, “yeni bir şeyi öğrenme”, “yeni beceriler elde etme” ve “kendini geliştirme” gibi öz potansiyelimizi gerçekliğe dönüştürecek, içsel ödüller elde ederiz. Bu içsel ödüller, dışsal ödüllerin tersine, derin ve kalıcı bir tatmin hissi yaratır. Bize iç motivasyon sağlar, verimliliğimiz ve yaratıcılığımız, dolayısıyla da işteki başarımız artar. Sonuç olarak, yukarıda saydığımız dışsal ödülleri de elde ederiz ve kariyerimizde ilerleriz ancak artık onlar için çalışmaktan ötürü oluşan bir nevi esaret duygusundan kurtulmuş oluruz. Özgürleşiriz. Tıpkı bir tırtılın kozasından çıkıp kelebeğe dönüşmesi gibi biz de “keyifli bir uğraş” olarak gördüğümüz işin zorluklarını aşmak için konfor alanımızdan çıkarak potansiyelimizi gerçekleştiririz. Kendimizi şekillendirme ve yaratma gücünü hissederiz. Aristoteles’in dediği gibi kendi doğasını gerçekleştirme çabası içinde olmak bizi özgürleştirir.


Hepimiz kendimizi özgürleştirme fırsatına sahibiz. Bu, hangi işi yapmanın bizi iyi hissettirdiğini ve bizim için anlamlı olduğunu keşfetmekle ve hayatımızın neresinde olursak olalım, harekete geçmekle başlar.


Kaynaklar:

Kariyer ve Varoluş, Dr. Daniş Navaro

Kendini Arayan İnsan, Rollo May